Bizi Bekleyen Büyük Tehlike Cilt Kanserleri

Op. Dr. Tamer Şakrak > Blog > Bizi Bekleyen Büyük Tehlike Cilt Kanserleri

Çoğumuzun takip ettiği gibi özellikle son 20 yılda ozon tabakasının incelmesi, insanoğlunun her geçen gün daha fazla kimyasal ve radyoaktif etkiye maruz kalması neticesinde, bugün cilt kanserleri tüm kanser türleri arasında en sık görülen kanserler olarak karşımıza çıkmaktadır. Cilt kanserleri konusunda toplumsal bilgilenme; korunma, erken teşhis ve dolayısıyla başarılı tedavi açısından büyük önem taşımaktadır.

Peki cilt kanserleri hangi nedenlerle ve kimlerde daha çok karşımıza çıkıyor?

Cilt kanserlerinin oluşumunda en önemli neden şu an için güneş ışınları ve korunmasız bir şekilde güneş ile direk temas gibi görünüyor. Güneş ışını 3 farklı dalga boyunda ultraviyole ışın içeriyor. UVB ( ultraviyole B), ozon tabakasınca hiç bir işleme uğramadan direk olarak yeryüzüne ulaşıyor ve cilde temas ettiğinde karsinojenik etkiye sahip. UVB, dokuda genetik zincirin doğal yapısını bozuyor ve bunları tamir etmekle görevli mekanizmaları zayıflatıyor. Dolayısı ile kontrol dışı mutasyonel hücre büyümesi ve kansere yol açıyor. Yani cilt kanseri gelişiminden esas sorumlu tutmamız gereken ışın UVB. UVA (ultraviyole A) ise tek başına zararlı etkilere sahip değil. Ancak ortamda UVB var ise, UVB’nin kanser yapıcı etkisini güçlendiriyor ve bu nedenle ‘ko karsinojenik’ (kanser yapıcı etkiyi güçlendiren) olarak tanımlanıyor. Siz bu satırları okurken, farkında olmadan ne büyük bir tehlike yaşadığınızı düşünüyorsunuz belki! Ancak esas kötü haber UVC (ultraviyole C). Çünkü, UVC şu an için ozon tabakası tarafından çoğunlukta emiliyor ve bize ulaşmıyor. Önümüzdeki günlerde sera gazları bu şekilde üretilmeye devam ederse, ozon tabakasındaki hasarın artması kaçınılmaz. UVC, UVB’ye göre çok daha etkili bir kanser yapıcı ışın. Dolayısı ile ozon tabakasının zayıflaması ile insanoğlunu çok daha zor günler bekliyor.

Güneş ışınları yanında çevrede adını bile bilmediğimiz binlerde kimyasal ürün ve radyoaktif maddeler ile temas cilt kanseri riskini arttırıyor.

En önemli kriterlerden biri de kişinin cilt kanserine yatkınlığı ve taşıdığı risk ile ilgili. Fitzpatrick Sınıflaması, kişilerin taşıdığı riski belirliyor ve önlem almaları için bir uyarı niteliği taşıyor. Zira cilt kanserine yakalanma riski, insanların güneş görmeyen vücut bölgelerindeki cilt yapısına ve bu cildin pigment oluşturabilme yeteneği ile direk orantılı olarak değerlendiriliyor.

Fitzpatrick Sınıflaması:

Tip 1: Beyaz Beyaz; güneşle temasta her zaman yanan ve hiç bir zaman bronzlaşmayan grup

Tip 2: Beyaz; güneşle temasta genellikle yanan oluşur, nadiren bronzlaşan grup

Tip 3: Beyaz; güneşle temasta bazen yanan, orta derece bronzlaşan grup

Tip 4: Orta kahve; güneşle temasta nadiren yanan, kolaylıkla bronzlaşan grup

Tip 5: Koyu Kahve; güneşle temasta nadiren yanan, çok kolay bronzlaşan grup

Tip 6: Siyah; güneşle temasta yanmayan, bronzlaşan grup

Bu sınıflamaya göre; ilk iki grupta yer alan insanların hayat boyu güneş ışınları ve çevresel kimyasallardan çok iyi bir şekilde korunması gerekiyor. İlginç olarak sürekli ve düşük doz güneş ışınlarına maruz kalmak, bir tür cilt kanserine neden olurken, ara ara ancak yüksek oranda güneş ışınına maruz kalmak ise başka bir tür cilt kanserine neden oluyor.

Başlıca 3 tip cilt kanseri ve elbette bunları farklı alt grupları ile karşılaşmaktayız.

1- Bazal Hücreli Kanser; tüm cilt kanserleri içerisinde en sık görüleni ve Allah’a şükür kötünün iyisi bir seyir gösteriyor. Özellikle ileri yaş gruplarında, burun sırtı, alın, yanak ve bazen dudaklarda ortaya çıkıyor. Hastaların tipik hikayesi; ‘kendiliğinden oluşan küçük bir yaranın en az 6 ay ya da 1 yıldır geçmediği ve çok yavaş şekilde büyüdüğü’ şeklinde oluyor. Nitekim bazal hücreli kanser, bulunduğu yerden farklı bir organa çok nadiren metastaz yapıyor ve genellikle bulunduğu yerde büyüyerek etki ediyor. Bu nedenle nereye yerleştiği önemli. Çünkü göz gibi hayati organlara yakın ise yıllar içerisinde göze atlayarak, körlüğe neden olabiliyor. Bazal hücreli kanser, çok geç  kalınmadığı sürece cerrahi olarak çıkarıldığında tamamen tedavi edilebiliyor. Bazı durumlarda cerrahi tedavi sonrası ya da tek başına ışın tedavisi alması gerekebiliyor.

2- Yassı hücreli kanser; 2. sıklıkta görünen cilt kanseri ama ilki kadar masum değil. En sık dudaklar ve ağız çevresinde, saçlı deride ve kollarada yerleşiyor. Hikaye diğeriyle benzer ancak yassı hücreli kanserde kendiliğinden oluşan yara daha hızlı büyüyor. Zaman zaman kabuklanıyor, kanıyor ve bariz bir yara halini alabiliyor. Yassı hücreli kanser akciğer, beyin gibi organlara uzak metastaz yapmayı seviyor ve özellikle yaranın çapı 2 cm’ yi geçtiği anda bu metastaz yapma riski bariz olarak artıyor. Bu nedenle yassı hücreli kanserde erken tanı oldukça önemli. Tümör çapının 2 cm’yi geçtiği durumlarda, sadece tümörün cerrahi olarak çıkarılması yetmiyor, tümörün bulunduğu yere göre; boyun, koltuk altı ya da kasıktaki lenf bezlerininde temizlenmesi gerekiyor. Çoğu zaman cerrahi tedavi sonrasında ya da geç kalınmış vakalarda tek başına ışın tedavisi de uygulanıyor. Unutmayın!!! Vücudunuzun her hangi bir yerinde çıkan yara 15-20 gün gibi bir zaman aralığında iyileşmiyor ve kabuklu- kanamalı bir hale geliyor ise size alarm veriyor: ‘Ben niyeti bozdum, önlemini al!!!’

3- Malign melanom; 3. ve en az görülen cilt kanseri olup, sadece cilt tümörleri içerisinde değil, tüm kanserler içerisinde en çabuk yayılan ve en öldürücü olanı. Çocukluk dahil her yaş grubunda ve vücudun her yerinde görülebiliyor. Hamile bir kadında cenine bile metastaz yapabildiği ifade ediliyor. Çoğu zaman sinsi ve kendini belli etmeyen bir görünüme sahip. Vücudun herhangi bir yerinde koyu renkli bir lezyon (ben) gibi bulunuyor. Çoğu kişinin kolay farkedemeyeceği ancak uzman kişilerin değerlendirmesi ile anlaşılacak bazı belirtiler veriyor. Malign melanomun seyrinde en önemli kriter derinlemesine yayılımı. Korkunç bir şekilde, derinliği 2-3 mm’yi bulduğunda, vücudun her yerine metastaz yapma ihtimali çok güçlü olarak artıyor. Metastaz yaptığında ise hayatta kalım oranları oldukça düşüyor.

Şimdi lütfen buraya dikkat!!!

Vücudunuzun herhangi bir yerinde (tırnak altı dahil) bulunan ve halk arasında ‘ben’ olarak bilinen bir lezyon;

– Zaman içerisinde büyüyorsa ya da mevcut çapı 8 mm ve üzerinde ise

– Son zamanlarda huy değiştirip kaşıntı yapıyorsa

– Kabuklanma ya da kanama yapıyorsa

– Sınırları kalemle çizilmiş gibi belirgin değil ve flu bir hal almışsa

– renk değişimine uğruyor ya da kendi içerisinde alacalı bir renk yapısı taşıyorsa  koşarak doktora gidin. Zira bu bulgular, kanserleşen bir et beninin çığlıklarıdır.

Elbette ki kesin tanı patolojik inceleme ile konur. Ancak biz Plastik Cerrahlar hayatımız boyunca malign melanom ile ilgili çok dramatik hikayeler yaşadığımızdan, koyu renkli her cilt lezyonuna kötü gözle bakarız. O lezyonun kötü huylu olmasa bile taşıdığı kötüye dönme potansiyeli bizi rahatsız eder. Bir an önce onu oradan çıkarmak isteriz. Bu durum; çoğu zaman Plastik Cerrahların ‘ameliyat etmiş olmak için’ bu işlemi yaptıkları şeklinde yorumlanabilir. Ancak bu yorumu yapanların bilmediği şey; kendisine vücudunun herhangi bir yerindeki 1 cm lik benin, karaciğere, beyne, bağırsaklara metastaz yapmış olabileceği ve bu nedenle bir seri ameliyatlar, interferon tedavileri alması gerektiği, aksi takdirde beklenen ömrünün çok kısa olduğu söylenen hastanın o an yaşadıklarıdır….

Malign melanomda erken tanı çok çok önemli. Ve bir an önce tedavinin planlanması gerekiyor. Cerrahi tedavide agresif davranılıyor. Demem o ki, doktorunuz 1-2 cm lik bir lezyon için 5-6 cm lik bir alanı çıkarmak isteyebilir. Takibinde tüm vücut taraması ve gerekiyorsa lenf bezlerinin temizlenmesi elzem. Ayrıca çoğu vakada interferon tedavisi başlamak gerekiyor.

 

Op. Dr. Tamer ŞAKRAK